13 Nisan 2010 Salı

Bay A.

Herkes bilir, üniversitenin ikinci yılı artık sınıftaki gruplaşmalar oluşmuş ve  istekli bütün kızlar ve erkekler kendilerine sevgili bulmuş olur.En azından ben öyle hissetmiş olacağım ki kendimi feci yalnız hissetmiştim.Üstelik yurt değiştirmiş, yeni oda arkadaşlarına da uyum sağlamaya çalışıyordum.Yeni yurt kampüse çok yakın olduğu için okulda dersler bitince bahçede veya kantinde takılma imkanım oluyordu.

Bay A. bu dönemde dikkatimi çekti.Uzun boylu, zayıf, gözlüklü bir çocuk, benimle aynı sınıfta fakat muhabbetimiz hiç yok.Saz çalıyor, Alevi kökenli, elinde sürekli kitaplar.Ç.'den sonra aradığım entel ve isyankar erkeği O'nda görmüştüm sanırım, böylece bir müddet platonik olarak A.'yı gözlemlemeye başladım.O'nun bu duygularımdan haberi yoktu.Grubuna yanaşmaya, konuşmaya çalışıyordum ama benimle fazla muhabbet kurmaya hevesli gözükmüyordu! Günler geçtikçe bir çeşit saplantı oluştu, belki de aşktı.

Sonunda bir akşam okul çıkışı yanına gidip O'na biraz vaktin varsa konuşalım mı dedim.O da doğal olarak tamam dedi, ben senden çok hoşlanıyorum, sadece bunu söylemek istedim deyip uzaklaştım.Şimdi düşününce hayret ediyorum nasıl böyle birşey yapabilmişim!! Ama konuştuktan sonra bütün gece gözüme uyku girmemişti utançtan..

Herneyse.O konuşmadan sonra A. bana yakınlaşmaya başladı, birlikte yemekhaneye gidiyor, arasıra kantinde konuşuyorduk.Birgün bana beni sevmediğini veya aşık olmadığını fakat belki o konuşmanın etkisiyle kaçınılmaz şekilde ilgisinin arttığını söyledi.Acayip bozulmuştum.Yine de A.'ya belli etmedim, benim için fark etmez, ben seninle beklentim olduğu için konuşmamıştım filan dedim.Sanırım A. çok dürüst şekilde fazlaca sevmese de eli yüzü düzgün bir kadına ilgisiz kalamadığını anlatmaya çalışmıştı.Muhtemelen ben de aşktan çok seksüel bir arayış içinde olduğum için A.'dan vazgeçmemiştim.

İkinci dönem A. yurttan ayrıldı ve arkadaşlarıyla bir ev kiraladı.Sevgililik dönemimizde bu sıralar başladı, ne tesadüf! A.'nın evine ilk gidişimi, ilk öpüşmemizi ve ilk sevişmemizi çok net hatırlıyorum.Özgürlük ve seks muhteşem ikiliydi, evden çıkıp sokaklarda yürürken sanki yeniden doğmuş gibi hissediyordum.Hayat çok güzeldi.Ve A.'yla ilişkimiz ve sevişmelerimiz dolu dizgin devam etti.Ben gerçek anlamda vücudumu ilk defa keşfediyordum, hazzı, erkeği ilk defa tanıyordum.

Herşey toz pembe değildi.A.'nın beni sevmediğini söylediği o konuşmayı unutmamıştım.Bu nedenle sürekli O'nu bunaltıyordum.Artık aşık mısın, şimdi seviyor musun beni diye...Ve aşırı kıskançlık içindeydim.Ama bu şüpheler beni sevişmekten asla alıkoymuyordu.Önce O'nu bu duygusal krizlerimle bunaltıyor, ardından bedensel hazlarla rahatlatıyordum.Kadınlık kurallarını öğrenmeye başlamıştım ve bu çok hoşuma gidiyordu.Fazla sorgulamadan her ikimiz de kadınsal kurnazlıklarımla oluşturduğum bu aşk ve şehvet döngüsüne kendimizi kaptırdık.

Ama hayatın gerçekleriyle şehvet ve aşkın gerçekleri çok nadir  uyum sağlar.Maalesef bizim hayatımızın, inançlarımızın, kökenlerimizin ne kadar farklı olduğu günler geçtikçe açığa çıkmaya başlamıştı.Gözü kara daldığım bu sevda geleceği olmayışıyla içimi burkmaya başlamıştı.Artık sevişmelerden sonra buruk bir haz kalmaya başlamıştı içimde çünkü biliyordum farklıydık.

A. Alevi olmasına rağmen Tanrı'ya inanmıyordu.Evet ben belki kötü bir çocuktum, yasaklarına riayet etmesem de Allah'a inanıyordum.İkimiz doğu ve batı gibiydik.Ben ne kadar duygusalsam O o kadar mantıklıydı.Ve sürekli tartışmaya ve birbirimizi ikna etmeye çalışmaya başladık.Belki hayatımda en fazla din ve felsefe kitabını o dönem okudum.Amacım bir şey öğrenmekten çok O'nu ikna etmekti sanırım.

Aramızdaki görüş farklılıklarına rağmen yaz tatili geldiğinde hala sevgiliydik.Yazın sahilde buluşmak, O'nu görmek benim için hala değerliydi.O da benden kopamıyordu.Uzatmaları oynuyorduk ama ikimizin de oyunu bitirmeye cesaretimiz yoktu henüz.

Ağustos ayında deprem oldu. İzmit depremi... Evi deprem bölgesine çok yakındı ve O'nun için çok endişelenmiştim.Neyseki bir sorun yoktu, ne O'nda ne ailesinde...Ama deprem sonrası içimde önünü alamadığım bir ölüm korkusu kalmıştı.Yaşadıklarım için kendimi suçlu ve günahkar buluyordum.A. ile olan ilişkimin de bir günah olduğunu sıklıkla düşünmeye başlamıştım.Yazın geri kalanı bu şekilde geçti ve okul başladı.

Şehvetten çabuk kopamaz insan.A.'yı arzuluyordum.Belki kendimce yasak ve günah olduğu için daha da cazip geliyordu O'nunla sevişmek.İlişkimiz sevişmeler, fikir ayrılıkları ve bendeki ölüm korkusuyla devam ediyordu.

A. ile son haftalarımızda bir konuşma yaptığımı hatırlıyorum.Geleceğimizle ilgili.Ne olacağız diye sormuştum.O ilk zamanların aksine beni sevdiğini ama ne olacağını kendisinin de bilmediğini, bunları düşünmek için çok erken olduğunu söylemişti.Benim gibi sabırsız ve kafasının içinde ölüm saatiyle boğuşan birinin duymak istediği türden bir yanıt değildi.Fakat doğruydu.Çok erkendi ama ben bekleyemezdim.Bir şeylere geç kalıyorum hissi yine eteklerimde çalmaya başlamıştı.

Sanırım bu konuşmamızdan birkaç hafta sonra A. ile ayrılık konuşmamı yaptım.Mantıklı A. çok üzgündü ve ağlıyordu.Sevdiği erkek tarafından önceleri beklediği sevgi ve aşkı alamayan tüm kadınların duyacağı türden gizli bir haz duydum O'nun gözyaşları ve sevgisini itirafında.Ama bu sefer ben kararlıydım.Ağlaya ağlaya ayrıldık karanlık sokakta.

A.'yı aynı sınıfta olduğumuz için görmeye devam ettim.Ama sonra hemen hemen hiç konuşmadık.Bana kırılmış mıydı bunu bilemedim.Muhtemelen O'ndan ayrılmamdan çok daha sonra yaşadıklarım yaptıklarım O'nu gücendirmiş olmalı.

Bunca yıl sonra kendimi dinleyince A.'ya sırılsıklam aşık olduğumu anlıyorum.Ama aşk ve şehvet hayatın gerçekleriyle uyuşmamıştı.Ve gerçekler çok acıydı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder